..10. sınıf edebiyat kitabındaki etkinlik/ 4.Muratın bağdat seferi ..

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

..10. sınıf edebiyat kitabındaki etkinlik/ 4.Muratın bağdat seferi ..

Mesaj  ~.Tsi Sgili.~ Bir C.tesi Nis. 10, 2010 9:42 pm

4./IV. Muratın Bağdat Seferi


Van ve Diyarbakır’da kalan Sultan Murad Han, Revan Seferine çıkışından on ay sonra 27 Aralık 1635’te İstanbul’a döndü. Osmanlı ordusunun doğudan ayrılmasıyla; Safeviler, hududa tecavüz ederek 1 Nisan 1636’da Revan’ı işgal ettiler. 2 Şubat 1637’de sadrazamlığa getirdiği Bayram Paşayı Doğu Seferi serdarlığına tayin eden Sultan Murad Han'ın kendisi de hazırlıklara başladı ve 8 Mayıs 1637’de Bağdat Seferi'ne çıktı.

16 Kasım 1638’de kuşatmanın başladığı sırada Padişahtan, daha önce ele geçirilmiş bulunan İmam-ı A’zam türbesini ziyaret etmesi istendi. Ancak, Sultan; “Bağdat, sapıkların pis ayaklarıyla kirlenirken, gidip o yüce İmamı ziyaretten haya ederim” cevabını verdi. Derhal tertibat alarak muhasaraya başladı.

Şehirde Bektaş Han Türkmen’in kumandasında 40.000 kişilik bir Safevi garnizonu bulunuyordu. Şah Safi ise, atlı kuvvetleriyle Kasr-ı Şirin’de olup Osmanlı muhasarasını gün gün takip etmesine rağmen, müdahaleye cesaret edemiyordu.

Sultan Murad Han, 12.000 sipahiyi İran içlerine sokup Şehriban bölgesini çiğnettiği halde, Şahı savaş meydanına çekemedi. Şah, Bağdat’taki büyük kuvvetlerine güveniyor, Padişahın muhasaradan bıkınca çekilip gideceğini zannediyordu.

Padişahın ve seksen altı yaşındaki şeyhülislam Yahya Efendi'nin de ön safta olduğu bu kuşatmada, dehşetli vuruşmalar oldu. Muhasaranın otuz yedinci gününde ön saflarda yalın kılıç kahramanca



--------------------------------------------------------------------------------

BAGDAT SEFERI

Sultan Dördüncü Murad, Iran'in doguda yeni isgallere baslamasi ve bin bir güçlükle geri alinan Revan'in kaybedilmesi üzerine, yeniden Bagdat Seferine çikmaya karar verdi. Osmanli ordusu Istanbul'dan hareketinin yüz doksan yedinci günü olan 16 Kasim 1638'de Bagdat önlerine geldi. Bagdat kalesi otuz yedi gün boyunca kusatildi ve kahramanca çarpismalar yapildi. Sultan Dördüncü Murad, genel saldiriya geçilmesine karar verdi. Sabah erkenden baslayan hücum sonunda kale teslim oldu. Yapilan Kasr-i Sirin Antlasmasiyla Azerbaycan ve Revan Safevilerde, Bagdat Osmanlilarda kaldi. Iki ülke arasindaki Zagros daglari sinir kabul edildi. Bugünkü Türk-Iran siniri büyük ölçüde bu antlasmayla çizilen sinir esasina dayanir. Bu antlasmayla On dört sene on bir ay önce bir ihanet sebebiyle Safevilere geçen Bagdad, artik kesin olarak Osmanli Idaresine geçti. Sultan Dördüncü Murad bu zaferden sonra Bagdat fatihi diye anildi.

Bağdat Seferi

Dandanakan Zaferi'nden hemen sonra 24 Mayıs 1040'ta Selçukluların ileri gelenleri (Hanları, Subaşıları, Beyleri vs.) cuma namazını kıldıktan sonra yaptıkları toplantıda Tuğrul Bey'i Sultan olarak ilân ettiler.
Tuğrul Bey; akıllı, cesur, ılımlı, şefkatli ve adaletli bir sultandı. Onu halkı kadar diğer Müslüman devletler de sayıyorlardı. Sultanlığa getirildiğinden beri o da doğu ülkelerini zaptetmek, Müslüman olduğu için İslâm âlemini yüceltmek istiyordu.
Bağdat'ta bulunan Halife Kaim bi Emrillah tarafindan ülkesine davet edildi. Böylece isteklerine zamanında kavuşma fırsatı doğmuş oluyordu. Tuğrul Bey, yıldırım hızı ile İran'ı, Azerbeycan'ı, Harzem'i topraklarına kattıktan sonra başkent Rey şehrinden ayrıldı. Irak'taki Abbasîlerin topraklarına girdi.

Büveyh oğullarının Abbasîlere yapmış oldukları zulümlerin hesabını sormak ve gereken dersi vermek istiyordu. Müslüman Abbasî devletinin yıkılmasını istemeyen Tuğrul Bey, 1055 tarihinde hacca gitmek istediğini, bu yüzden geçeceği yolları emniyette bulunduracağını bildirerek Bağdat'a hareket etti. Tuğrul Bey'in Bağdat'a doğru ilerlediği duyulunca halk büyük bir heyecana kapıldı.
Büveyh oğullarının hizmetine girmiş olan Arslan Besasiri adındaki komutan, korkusundan Mısır'daki Fatimiler'den yardım istedi. Bağdat korku ve dehşet içinde çalkalanıyordu. Komutan Besasiri, şehirde karışıklıklar çıkarmış, halkı heyecana vermişti. Tuğrul Bey Bağdat şehrine girmeden önce Halife Kâim bi Emriliaha mektup göndererek hatırını sormuş, yakında kendisini ziyaret edeceğini bildirmişti. Tuğrul Bey Bağdat'a yaklaştıkça yer yerinden oynuyordu.
Tuğrul Bey daha Bağdat şehrine girmeden önce 15 Aralık 1055 tarihinde cuma günü halife hutbede Selçuklu Sultanının adını okuttu. Böylece İslâm âlemi, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'in himayesine gireceğini ilân etmiş oluyordu.

Tuğrul Bey 25 Aralık 1055'te, ordusunun başında Bağdat'a girerken emsali görülmemiş bir şekilde karşılama töreni düzenlenmişti. Bağdat'ın Müslüman halkı coşku içinde âdeta bayram yapıyordu. Herkes Tuğrul Bey'i görmek için sokaklara dökülmüştü. Halkın heyecanı doruk noktasına varmıştı. Tuğrul Bey'in Bağdat'a girişi Abbasîlerin bayramı olmuştu. Şehrin kapılarında karşılanan Selçuklu Ordusu'nun başındaki ünlü Sultan Tuğrul Bey, Halifeye doğru ilerledi. Elini öptü. İslâm âleminin Halifesi de onu sevgi ve saygı içinde karşıladı. Tuğrul Bey'e hil'ât (şeref elbisesi) giydirerek "Doğunun ve batının sultanı Büyük Sultan, en büyük Sultan" unvanını verdi.
Tuğrul Bey, Bağdat'ı kılıçla mızrakla değil, gönül sevgisi ile fethetti. Arslan Besasiri yakalanarak hapsedildi. Bağdat, Büveyhîler'den temizlendi. Büveyh oğullarının son emiri olan Melik-el Rahim'i de tutuklatıp hapsettirdi. Bu olaylar karşısında Fatımî Devleti, korkusundan sesini bile çıkaramadı. Tuğrul Bey Irak, İran, Azerbeycan'dan Harezm'e kadar olan topraklarda egemenliğini perçinlemiş oldu. Ayrıca kardeşi Çağrı Bey'in kızı Hatice Arslan Hatun ile Halife dört ay sonra evlendiler. Böylece Abbasilerle Selçuklular arasında akrabalık bağı kurulmuş oldu.
Ne var ki, Fatımî Ordusu'nun hapse atılmış komutanı Arslan Besasiri hapisten kaçarak Şiîleri isyana sürüklemişti. Selçuklular İbrahim Yinal'in ayaklanması ile uğraşırken 1058 tarihinde Besasiri Şiî kuvvetleriyle Bağdat'a girmeyi başardı. Hutbede Fatımi hükümdarının adını okutturdu. Buna çok içerlemiş olan Tuğrul Bey, İbrahim Yinal ayaklanmasını ortadan kaldırır kaldırmaz yeniden Bağdat üzerine yöneldi.
Tuğrul Bey'in geldiğini haber alır almaz Arslan Besasiri Bağdat'tan kaçtı. Ancak Şam yakınlarında ele geçirilerek öldürüldü. Bir yıl sonra 1059'da Bağdat yeniden kurtarıldı, çıkartılan isyanlar bastırıldı.

-----------------
Şehzade Mustafa’nın Öldürülmesi



Devlet idaresinde ilk defa kadın nüfuzu, Kanuni’nin eşi Hürrem Haseki Sultan ile girmiş ve son derece zarar vermiştir. Kanuni döneminde en liyakatli Veliaht-Şehzade olan, devlet adamları ile halk ve ordu tarafından çok sevilen Şehzade Mustafa’nın idamı, büyük bir hukuki haksızlık olduğu gibi devletin istikbali için de çok uğursuz bir olay olmuştur. Kanuni’nin (kızı Mihrimah Sultan’ın kocası) damadı Hırvat asıllı Rüstem Paşa ile (Ukrayna’da bir bölge olan) Rutenya’lı bir papazın kızı olup 9-10 yaşında esir alınan eşi Hürrem Sultan’ın (Aleksandra Lisovska) entrikaları ve padişahı uzun yıllar içinde yanıltmaları ve inandırmaları sonucunda; devlet, bürokrasi, ordu ve toplum içinde sosyo-psikolojik yönden derin etkileri olan, devletin yıkılışının başlangıcı sayılabilecek hatalı eylem ve davranışlar meydana gelmiştir.
avatar
~.Tsi Sgili.~
Admin

Mesaj Sayısı : 136
Rep gucu : 299
Kayıt tarihi : 07/04/10
Yaş : 23

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz